Counter

29 Eylül 2008 Pazartesi

İçimdeki yâr'e!?!?!?

Hani bir insanı anlatmak istersiniz ya bütün özellikleriyle..bütün güzel özelliklerini bir cümle de toplamak istersiniz..adı konulsun istersiniz..Ve “bir yürek insanı” dersiniz tüm içtenliğinizle..Bu cümlenin onu tamamladığına inanırsınız önce,ancak bununda yetersiz olduğunu görürsünüz sonra…sana ne demeli bilmiyorum ki; bir cümle yetseydi anlatmaya seni,söylerdim biterdi...Kalemimin mürekkebi yetmeyecek biliyorum,seni yazmaya kanımla devam ediyorum…Mücadeleciliğin ve azminle araladın gönül kapılarımı ilkin…teslimdi artık sana yürek tüm askerleriyle…öl deseydin ölecektim belki de, ama sen yaşamamı istersin hep, biliyorum…Konuştuğunda çok şey anlattın, sükûtun derindi, bir o kadar anlamlı…Şefkatin anne şefkatine denk!..Kaç kez gitmeye kalkıştı bu ruh,yoldan döndüren kim diye baktığında hep ellerini gördü..Ellerin ki bir karıncayı incitmeye çekinir…Ey kronik yalnızlığıma çare olan mürebbim!Münzevi yanlarım ağır bastı bu gece, şefkatine hasretim!Kuşatılmışız hayat tarafından, çepecevre… sağımız ecel, solumuz ölüm…İçimizde, hedefine varamamış ok gibi henüz gerçekleşmemiş yığın yığın hayaller…Yedi tepeli şehirde saklı acı’larımız/umut’larımız…İnanıyorsun, inanıyorum“Acılar umudu bulduracak bize” Dostum!Yenile yenile öğrendik yenilenmeyi…Her gün yepyeni bir umutla uyanıp,her sabah yeniden öpeceğiz hayatın alnından en güzel şekilde…Ve merhaba diyeceğiz acı’lara…Değil mi ki onsuz yaşanmaz..Değil mi ki sensiz hayat çekilmez…Son güne kaç gün var ki daha?Güneş hâlâ aynı yerden doğuyor…Dili tutulacak kalplerin o gün de..Son gün gelmeden ve tutulmadan kalbimin diliSöylemek istiyorum içimdekileriniTüm kalbimle ve kederimle ve dahi hüznümle"SENİ SEVİYORUM"Gönül Dostum...

28 Eylül 2008 Pazar

Susmak!!! (sustum)

Suskunluğun misafiri olmaktan haz alıyor yüreğim!

Musalla taşındaki cesedin suskunluğu kadar suskunum!

Konuşmalara küstüm! Gemilerim artık kendime yol alıyor.



Her zaman her yerde her istenileni anlatamıyorum.

Kime, neyi, nasıl ispatlayacaksın! o halde suskunluğun elini tutuyorum.

Merhem tutmaz öyle yaralarım var ki! Konuşamıyorum…

İçime atıp susuyorum.

Kurşun geçmez şartlanmış beyinlere söz geçiremiyorum.

Sayfalarca susuyorum.

Kelimelerimin dinlenmeye en çok muhtaç olduğu anlarda,

Beni anlayacak bana derman olacak birini aradığımda,

O çok (boş) konuşanlar kaçıyor.

Sokağımın gece yarısı suskunluğa terk edildiği gibi,

Bende yüreğimi suskunluğun kucağına bırakıyorum

Konuştuğum zaman mahkûm,

Sustuğum zaman zanlı muamelesi görüyorum.

Ne yapacaksın, kime gideceksin…

Anlamsız konuşmalardan kendime sığınıyorum

Zor olanı tercih ettim sustum…

Boğazıma dizilmiş sözcükleri söylemeden, haykıramadan, içime atarak…

Bir bilseler susan birinin gözlerinde çuvallar dolusu kelime olduğunu,

Ve yine bir bilseler söz tükenmişse en güzel cevabın susmak olduğunu…



Tarif edemediğim acıları,

Hayal kırıklıklarımı susuşlarımla örtüyorum.

Yüreğimin en ücra köşelerine inen zehirli oklardan

Canım çok yandı!

Konuşursam;

Kırmaktan, kırılmaktan

Gözyaşlarımı tutamamaktan

Kelimeleri yan yana getirememekten

Yaralı kelimeler sunmaktan korkuyorum.

Geri alınmayacak kelimeler adına; ağzımın sürgüsünü çektim!

Şuan boğazımda düğümlenen kelimeleri çarmıha germekle meşgulüm

Sustum…

Ben sustukça suskunluğumun üstüne düşman gibi sözcükler yağsa da

İncitseler de beni, artık vakit susma vaktidir

Korkup kaçtı,

Suçunu kabul etti,

Haksız olduğunu kabullendi diyecekler…

Desinler… Dudağım mühürlü!

Duygularım susuşlarımda saklı kalacak.

Yıllardır biriktirdiğim hiç kullanılmamış kelimelerimi

Devren satılığa çıkarıyorum. İlan verdim!

Alan olmazsa kalbimin morgunda biriktireceğim...



Sahi, her susan haksız mıdır?

Belki de her Suskunluğun arka planında ciltler dolusu anlamlar vardır.

Kim bilir!

Ve bir gün Söylenmemiş cümlelerimi zulama koyup gideceğim bu şehirden

Varsın kaçtı desinler…

Susacağım!

Derin denizleri her rüzgâr dalgalandıramaz…



26 Eylül 2008 Cuma

ÖLMEDEN EVVEL ÖLÜNÜZ!



Ölmeden evvel ölmek güzel ve gerekli birşeydir aslında...
Bu ölüşten mi bilmiyorum ama ölgünlüğümün 1. yıldönümünü kutluyorum!
Ölümüm de doğumum kadar sancılı oldu ne yazık ki ama dostumun da dediği gibi kaderimiz "kef"le yazılmış galiba bizim :(
Keder, hüzün ve dert yoldaşımız olmuş!
Günahımızı ve hatamızı setret Rabbim bu mübarek gecede...
Her hatamıza rağmen bizi kapısından kovmayan SEN güzel Rabbe sığınıyoruz! Bizi bize bırakma! Tut ellerimizden Rabbim, hiç bırakma!

KADİR GECEMİZ MÜBAREK OLSUN SEVGİLİ ARKADAŞLAR...
ALLAH'A EMANET OLUNUZ...

Bir Mavi Ölüm :(



Sana yaldızlı bir yazıyla veda edip, ayrılık alış verişi yapmadan, gölgemi teninden yavaşça çekip, seni derin uykuların içindeyken uyandırmadan gidiyorum. Zor olanı, imkânsız zannettiğimi bu kez ben yapıyorum. Bana ilk sigarayı içmememe neden olduğun yerde anılarımı sana bırakıp gözyaşlarıma aldırmadan ses tellerimi koparıp seni terk ediyorum. Nerdesin, ne yapıyorsun, iyi misin, değil misin sorularını hafızamdaki Türkçemden siliyorum. Sende benim gibi sil adımı. Beni artık düşünme. Çünkü bende düşünmek istemiyorum.
Aldırışlarıma aldırmadan, yakarışlarıma yakınmadan yaşıyor olman bu bedeni her seferinde perçinleyip mevsimsiz göçlere zorladı. Ruhunun benden uzaklaşmasına, bana sarılacak bir beden bile bırakmamana tanık olmadan gitmem lazım.
Ne İçimdeki sevginin ağır çekimde tekrarı ne de başka bir yerde açılmış bir şubesi yoktu. Beni doyumsuzca tüketmenin bedelini bitmişliğimle ödemeden, ölmeden önce senden kurtulmayı ümit ederek gidiyorum.
Gidiyorum çünkü yoruldum beni yıpratmandan, duygularımı buruşuk bir kağıtta okumandan sıkıldım… Yarattığım bu kocaman aşkı tek başıma tüketmekten bıktım… Senden ve benden biz yaratamadığım için ben kaybettim…
Hayatında bir kez olsun bana bir iyilik yap ve seni unutmam için bana yardım et. Bundan sonra gizli numaradan açılan hiçbir telefona, attığım pişmanlık dolu mesajlara, kapına isimsiz bırakılan hiçbir mektuba cevap verme. Şarkımızı, resimlerimizi, adımı sildiğin gibi sil defterinden.
Gel desem de gelme artık … Biliyorum bu gidişin dönüşü olucak. Yokluğun beni bir duman gibi savurup yollarına dökecek. Seni bir kez olsun görmek için çıldırırcasına kendimi parçalara ayırıp önüne atıcam. Bu yüzden geceleri Odanın perdesini iyice kapat ve dışarı bakma. Sabahları ettiğim gözüyaşlı dualarımda ismini andığımda bile hatırlama beni.
Seni unutmam için bana dua et ve ne olur bir daha asla çıkma karşıma…

23 Eylül 2008 Salı

Eyvâh Gülüm

Eyvâââââhhh!

“Bugün hüznün hayale kuyu kazdığı gündürBugün kederden sabrın bile bezdiği gündür”Sana dair ilk çiziklerimdi bunlar. Kudurmuş bir fırtınanın önüne kattığım sözcüklerin dalga dalga yayıldığı sevdalardı bunlar. Kapat gözlerini sevgili ve bir balkon düşle. Henüz şiddeti artmayan bir sevda rüzgârının önünde ve dumanı üstünde bir demlik çay… Şöyle sesleniyordu gözlerinin karasına bakarak:“Kaderleri ‘kef’ ile yazılanlar ve ‘şın’ın noktalarında aşk’ı sonsuz sananlar… Ulaştıkça ulaşılmaz olanlar ve hayal ettikçe hayallerden kaçanlar… Hatırımıza düştün, düşlerin uğultusundan kaçarken. Gölgelerin üzerine evrenin güneşi doğarken gönlümüze düştün. Mahrem yerlerden secdegâha kadar özüne düştük. Gönlüne düşür bizi. Kaderimiz ‘kef’ ile yazılmışken, yüzden gülümsemeler ayyuka çıkmışken, martılara çığlık kalmadan ve semazenler semalara doymadan ‘Tez gel.’ dedik, işit bizi. Sırlı kalmış bir gülümsemenin ardından, çiçeklere toz konmadan gel. Rahmetin bozkırları susuz kalmadan, gönüllere taştan duvar oyulmadan ve rüyalara gem vurulmadan ‘Tez gel.’ dedik, duy bizi. Geç kalınmış aylara ve yıllara, zamandan ve mekândan münezzeh olanla, el açıp yalvarana ve gözlerden su akıtanlara, kalabalıklarda yalnızlığımızı paylaşana ‘Tez gel.’ dedik, hatırla bizi. Gözleriyle ruhumuza ruh akıtana, sözleriyle sözümüze söz katana, duaların ardından ismi anılana ve yaşam yolunda yanımızda kalana ‘Tez gel.’ dedik, uyandır bizi. Kaderimizi ‘kef’ten kurtarana, ‘şın’ın noktasında aşkı sonsuz kılana, ruhumu ezelde esir alana, yani sana, yani sultana ve sahtenin içinde hakikât olana ‘Tez gel.’ dedik, sevindir bizi.”Sana dair ilk çiziklerimdi bunlar ve bil ki son olmayacak sevgili. Eyvâh ki bu satırları yazarken ben, sen yazılmış olandın bana. Eyvâh ki ilk kez okurken bu satırları sen, gülümseyenimdin bana.Bu gün, ışıkların siyah olduğu gündür Efendim.Bu gün, gözlerin siyah, sözlerin siyah ve içimde yanan közlerin siyah olduğu gündür. Güneş siyah, yer siyah, gök siyah ve matemim siyahtır bu gün.Bu gün ney’in siyah ağladığı, kanun’un siyah sızladığı ve rüzgârın siyah vızladığı gündür bu gün.El siyah, kol siyah ve mühürlediğin dil siyahtır bu gün. Bu gün yolların siyaha çıktığı, kuşların siyaha uçtuğu ve canımın siyaha konduğu gündür bu gün. Sen, nûr-u siyah nedir, bilir misin gülüm? Nurun siyaha boyandığı gündür bu gün.“Bugün bir kelebeği dağın ezdiği gündürBugün kalemin ‘eyvâh’ diye yazdığı gündür”Eyvâââââhhh! Bu gün “Âh”ların bile siyaha boyandığı gündür.
Eyvâââââhhh ki Eyvâh Gülüm

Nurullah Genc

20 Eylül 2008 Cumartesi

Sızım Elif Sızısı...




Elif gibi yalnızım,

Ne esrem var, ne ötrem.

Ne beni durduran bir cezmim

Ne de bana ben katan bir şeddem var.

Ne elimi tutan bir harf

Ne anlam katan bir harekem…

Kalakaldım sayfalar ortasında.

İşte ben gibi, sen gibi…

Bir okuyan bekledim,

Bir hıfzeden belki…

Gölgesini istedim bir dostun med gibi…

Sızım Elif sızısı…

19 Eylül 2008 Cuma

HerŞEY

Şiirim sensin
Cennetim
Gül bahçem
Umudum
Hayalim
Aklım
Fikrim
hepsi hepsi
SENsin...

Duacınım
Yakıp yıkıp gitmiş olsan da
Hala ve bıkmadan
Duacınım
İstesen de istemesen de....

Kendine iyi bak.......................................................................................................................................................................................

Elde Var AŞK...

Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.

Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar.

Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak.

Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir.

Acıya aşık olanların “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme…” diyenlerin sırrı burada yatmaktadır.

Bu sırrı bulanlardan biri, sevdanın başöğretmeni öyle demiyor mu: “Ben hüzünlerin Peygamberiyim.”

Aşk varsa eğer, sen değil dağlar sallansın.

Acıyı aşkla bal eylemeye bak. Sür merhem diye yürek yaralarına, hayalinin ve umudunun kırık yerlerine, içinin Karacaahmed'e dönmüş bölgelerine.

Aldırma hainlere, ihanetlere. Onlar acıyı aşka dönüştürmemiş zavallılardır. Onlar, muhteşem acılara pespaye sevinçleri tercih eden aşk sefilleridir.

Unutma, bin sevincin vermediğini bir acı verir. Acını, aşkın santralinde bitimsiz bir enerjiye dönüştürmeye bak. Hatırla ki yürek yürek nükleer güç merkezidir. Seven ve inanan bir yürekle hiçbir atom santrali boy ölçüşemez.

Bil ki, umuttan söz ettiğin her dem aşktan söz ediyorsunuzdur. Çünkü umut aşkın çocuğudur. Aşksız umut, plastik bebekler gibidir; oynar, eskitir ve atarsın.

“Umudum tükendi” deme, doğrusunu itiraf et, aşkının tükendiğini…

Sahi, aşk tükenir mi? Evet, eğer ölümlüden, ölümlüye ve ölümlü adına ise tükenir.

O, aşk suretinde görünen tutkudur. Tutku tutuklar, aşk azad eder. Bir duygunun aşk mı tutku mu olduğunu anlamak istersen, rengine bak.

Rengine bak, kara sevda mı, ak sevda mı?

Sevdanın karası köleleştirir, akı özgür kılar. Özgür kılan aşka muhabbet denir.

Muhabbet, yüreğe düşmüş bir tohumdur; “her başka yüz dane veren yedi başak” gibi, yediverendir o.

Muhabbet insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesidir. Herşey harcadıkça tükenir, muhabbet asla. Muhabbet müebbeddir.

Üzerine üzerine gelen karanlığın kara yüzlü, kara vicdanlı, kara güçlerini, aşkın siperine sığınarak püskürtebilirsiniz. Onlar kaybettiler, onlar nefretin eli kanlı temsilcileri… Sen kazandın, çünkü sen aşkın cephesinde yer aldın, aşkın ve aşkının. Hesabını yaparken tarihi unutma, coğrafyayı unutma. Acıyı unutma, sancıyı unutma. Melekleri, Sakarya'yı, Nil'i, Tuna'yı, Fırat'ı, Dicle'yi unutma.

İstanbul'un, Kahire'nin, Bağdat'ın, Şam'ın Mekke'nin çocukları olduğunu unutma. Senin kara, sarı beyaz kardeşlerin olduğunu, yüreğinin Asya, Afrika, Afrika, Avrupa, Amerika taraflarının olduğunu unutma. Fakat, hesabını yaparken kesinlikle şöyle başlamalısın: “Elde var aşk”

MUSTAFA İSLAMOĞLU

17 Eylül 2008 Çarşamba

BİR ŞARKININ SÖZLERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

öyle şeyler gösterebilmek isterdim ki resmedebilmek
rüzgar olmak isterdim ki eseyim etrafında; serin

bu bir rüya bu bir dua
ne dersen de, öyle olsun

rüzgara karşı uçmaya çalıştım
gözlerim kapalı seni aradım, seni aradım
körebe oynar gibi
el yordamıyla, sezgiyle

çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar
onlar da senin gibi çok tatlıydılar ama;
canımı yakardılar
acıtırdılar

öyle bir ilaç bulabilmek isterdim ki kurtulabilmek
aşka dair bıraktığın korkulardan ama yaram çok derin

bıçakla keser gibi kesip atabilmek bütün her şeyi
kesebiliyorsan ruhumu, dene; duygularımı, yüreğimi; beni

bu bir rüya bu bir dua
ne dersen de, öyle olsun

rüzgara karşı uçmaya çalıştım
gözlerim kapalı seni aradım, seni aradım
körebe oynar gibi
el yordamıyla, sezgiyle

çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar
onlar da senin gibi çok tatlıydılar ama;
canımı yakardılar
acıtırdılar

14 Eylül 2008 Pazar

Günün Ayeti; Günün Sözü ve Bir Hikaye

Günün Ayeti
Hani, biz Kâbe'yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şöyle emretmiştik: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rukû ve secde edenler için evimi (Kâbe'yi) tertemiz tutun." Bakara / 125

Günün Sözü
İnsanlar arasında, çok cüzi şeylerle satın alınabilecek kadar ucuz olanları bulunduğu gibi, dünyalar dolusu altın ve elmaslarla satın alınamayacak kadar pahalı olanları da vardır.



Milletleri yükselten de işte bu ikinci kısımda olanlardır.

Pahalı insanlar, yağmur yüklü bulutlar gibi, hep yüksek ideâl ve faziletlerle yüklüdürler.

Bilinsinler, bilinmesinler geçtikleri yerler arkalarından yeşerir gider...

Menkıbe

Ana Kuzusu

Cuma namazındaydık. Sağ tarafımda yaşlı bir adam, onun sağında ise tek kişilik boş yer vardı. Yaşlı adam, farza kalkarken arkaya döndü ve boşluğun gerisinde duran 14-15 yaşlarındaki gence:

- Saf'ı doldur evlat, dedi. Gel yanıma.
Çocuk, mahcup bir ifâdeyle:
- Mümkünse burada kılmak istiyorum, diye kekeledi. Oraya başkası geçebilir.
Yaşlı adam, çocuğun üzerinde bulunduğu uzun tüylü yeşil halıyı göstererek:
- Ne o dedi. Yoksa orası daha yumuşak diye mi gelmiyorsun?
Ve öfkeyle devam etti:
- Anne kuzusu, ne olacak...
Namaz bittiğinde, yaşlı adamın Cuma'sını tebrik ettim. Arkadaki genç de gelerek onun elini öptü. Adam, söylediklerine çoktan pişman olmuştu. Delikanlının nurlu yanaklarını okşarken:
- Sana 'anne kuzusu' dediğim için kusura bakma yavrum, dedi. Bir anda ağzımdan kaçtı işte...
Çocuğun gözleri dolu doluydu. Başını yere eğerken:
- Bu söylediklerinizde haklısınız efendim, dedi. Üzerinde namaz kılmak için ısrar ettiğim halı, vefât ettiğinde annemin tabutuna örtülmüştü. Orada secdeye kapandığımda, sanki beni kucaklamış gibi oluyor da...
Cüneyd Suâvi (Hayatın İçinden)

9 Eylül 2008 Salı

OLGUN VE SEVİLEN İNSANLARIN SOSYAL VE PSİKOLOJİK YÖNLERİ

· Her ortamda kendi kusurlarını zamanla daha eleştirilmeden degörebilir ve düzeltebilir,
· Bilgileri çok olsa bile çok önemli olmadığını düşünür vebilgiçlik taslamaz, · Bilgi ve makamı yükseldikçe alçak gönüllüğü de artar,
· Zekâ ve bilgisini saat gibi lüzumu olunca kullanır,
· Şahsi çıkarlar peşinde değil, bilakis büyük meselelerinçözümünü düşünür,
· Yaşları küçük olsa da bilgi ve anlayışları çok büyüktür,
· Her şeyin konuşularak diyalogla çözüleceğine inanır,
· Sosyalleşmiş kişiliği ve bilgisi ile dikkat çeker,
· İyi niyeti ile çevresini daima güçlendirir ve rahat ettirir,
· Her hareketinde bir incelik ve güzellik vardır,
· Hem kendini hem başkasını doğru olarak algılar,
· Yalnız kusurları değil başarılı yönleri de görebilir,
· Toparlayıcı, koruyucu ve paylaşımcıdır,
· Her şeyin iyi yönünü görür ve olayları büyütmez,
· İnsani ilişkilerle çalışmayı birleştirerek değerlendirir.
· Çevresinin ufkunu açar, başarılı insanı kutlar,
· Özellikle her türlü sosyal faaliyette bulunur,
· Sorun giderme ve diyalog kurmada en önlerde yer alır.
· Hayat tecrübelerini iyi kullanır ve ilgi kazanır,
· Sempatik, başarılı, cömert ve fedakârdır,
· İşi daima kolaylaştırır ve zorluk çıkarmaz,
· Küçük hesaplarla uğraşmaz,
· Bahaneci ve suiistimalci değildir,
· Az da olsa nükteci ve hazır cevaptır,
· Yemekteki tuz gibi çevresini adeta tatlandırır yani mutlu eder,
· Hoş görülü ve tutarlıdır,
· Kendini çok iyi denetler ve hiçbir adî işe yaklaşmaz,
· Sabırsızlığı bir başka kumar olarak gördüklerinden devamlıistikrarlı ve soğukkanlıdırlar, ani çıkışları olmaz,
· Sözleri ciddi, davranışları ise pratiktir,
· Kimsenin elindekine göz dikmez ama onların acılarına ortak olur,
· İnsanların çilelerine katlanır, tanımadığı insanların bilemutluluğuna sevinir,
· Kimseyi kötüleme, suçlamaya kalkmaz ve yakınma gibihareketlere yeltenmez,
· Yapabileceği ve yaptırabileceği sözleri söyler, söylediğinide yapar, hem de yaptırır
· En üzüntülü anında bile dostlarının ıstırabını duyar ve paylaşır,
· Gittiği her yerde yük olmaz, az konuşur, çabuk kalkar ve usandırmaz,
· Eleştirildiği zaman kızmaz, bunu bir yol gösterme olarak kabul eder,
· Hiçbir karanlık işte yer almaz,
· Düşmanına bile acılı gününde yardımcı olur, varsaintibalarını değiştirir,
· Birbirlerinin eksiklikleri ile uğraşma yerine onları telafietmeye çalışır,
· Daima gönül almayı ihmal etmez,
· Tatlı dilli ve güler yüzlüdür,
· Emir vermektense rica etmeyi tercih eder,
· Kimseyi zarara veya zor duruma düşürmez,
· Muhtaçlara desteğini sürdürür, yardımcı olamasa da güler yüz gösterir,
· Dostluğa çok önem verir ve hediyeleşir,
· Konuşmada daima karşıdakine öncelik verir,
· Karşıdakinin kusurlarını değil de iyi yönlerini ifade eder,
· Karşıdakini değersiz duruma düşürmez,
· Hizmeti sever ama kendine hizmet edilince sevinçlemahcubiyeti birlikte yaşar,
· Aranan, sorulan ve kendisi için bir şeyler yapılabilen kişidir,
· Bir kötüden bir kötülük görse bir merkebin çifte atmasınabenzetir ve karşılık vermez,
· Düşmanlığı iyilik ve tevazu ile yener,
· Tüm ömrünü hayırlı işlere adar, yaşlanmışsa bir gün Rabbine ulaşmak istediğini ifade edebilir.

Sonuç olarak sevilen bu insanlar daima;
· Sözün en güzelini konuşurlar,
· Allah rızasını kazanmak için başkaları için de koşuştururlar,
· Bilgi, tecrübe ve bazen de çilelerin pişirdiği insanlardır,
· Bu nedenle dünyada Allah' tan başka kimseye minnet etmezler,
· İnsanlar tarafından yakın hissedilen ve çevresine enerji dağıtan insanlardır.

Sevgili

Sevgili, seninle bir pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz
Ne kadar dönersen döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz!

Ömer Hayyam

7 Eylül 2008 Pazar

Bismillâh her hayrın başıdır (7 Ramazan)


Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisân-ı haliyle vird-i zebânıdır.

Bismillahirrahmanirrahim.
Rabbim Sana ükür bugünü bize gösterdin. 2008 yılının Ramazan ayını idrak etmeyi, idrakinde olarak yaşamayı, kurulan dostlukları ebedileştirmek için bir fırsat olan bu gecelerde duaları birbirimize uçurmayı nasip ettin. Bizleri kardeş kılan Rabbim, Sen ne güzel bir Rabsin ki hep seviyor hep seviyorsun.
Gözlerimizi, kalbimizi, kulaklarımızı, ayaklarımızı yoluna râm eyledin Rabbim.
Bizi yolundan ayırma!

Bismillahirrahmanirrahim.
Yanlışlarımız var! Daha da olacaktır! Biz bilmiyoruz, Sen biliyorsun. Bizi doğrudan ayırma!

Bismillahirrahmanirrahim.
Seni seviyorum Rabbim. Herşeyimi Sana feda ettim. Senden başka kimsem kalmayana kadar kaçtım ve Sana geldim. Şimdi beni kapından çevirirsen buna yürek dayanmaz. Kapından çevirme Rabbim! Kabul et bu acizi!

Amin.
<bgsound loop="true" src="mms://67.159.5.252/umutfmcom/alternatifmuzikler/nurettin%20rencber%20-%20yadimda%20sen.wma"/></bgsound>